27 Şubat 2009 Cuma

EVLENME REKORU

23 KEZ EVLENMIS !!!!!!

Guinness rekorlar kitabinda yer alan evlenme rekoru sahibi Linda Wolfe isimli kadin tam 23 kez evlenerek
1) Tarihte en cok evlenen kadin unvani
2) Halen yasamakta olan ve en cok evlenmis kadin
unvanlarini tasimaktadir. Linda Wolfe ilk kocasini hatirladigini, bunun en uzun suren evliligi oldugunu ve 7 yil surdugunu soyluyor. 1957 yilinda 16 yasinda iken o zaman 31 yasinda olan George Scott ile evlenen Linda halen 68 yasinda ve bekar. Simdi siki durun "hayat yalniz gecmedigi " icin tekrar evlenmeyi dusunuyor.

ETKILI ILETISIM

Iletisimde etkinliği artırmak için ne yapmalı?
Iletisimde etkinliği artırmak için ASLA;
1. Iddialasmayın
2. Karsınızdakinin sözünü kesmeyin
3. Karsınızdaki konusurken baska seyle mesgul olmayın
4. Hemen sonuca varmayın
5. Karsınızdakinin duygularının etkisinde kalmayın.
Iletisimin temeli DINLEMEK
Etkili bir dinleme için;
1. Tarafsız olarak dinleyin
2. Konuya, olaya konsantre olun
3. Yargılamayın
4. Not alın
5. Sözel olmayan iletisimi de dikkate alın
6. Fiziksel olarak rahat bir konumda olun
7. Savunmaya geçmeyin.
Is arkadaslarınız ya da yöneticiniz ile anlasmazlık durumunda, tartısmalarda
genellikle "kazanmasızı" sağlayacak iki anahtar:
1. Karsı taraf kendi konumunu sizden daha iyi destekliyorsa, siz de değismeye
açık olmalı ve rahatlıkla "bunu bilmiyordum" diyebilmelisiniz.
2. Gerçeklerle destekleyemiyorsanız, düsünce belirtmeyi veya tavır almayı
sürdürmeyiniz.
Iletisim' de Kutsal Alanlar
Söyle bir düsünün bakalım bir gün içerisinde kaç kisiyle görüsüyor, kaç kisiyle
is iliskisine giriyor, kaç kisiyle bir sorunu halletmek durumunda kalıyor ya da
kaç kisiyle yazısıyorsunuz? 5, 10, 30, 50 …? Kuskusuz bu sorunun cevabı
kisiden kisiye değisecektir.
Bir çok meslek için ikili iliskiler ikinci planda kalıyor olabilir ancak sekreterler
isletmelerin, iletisim trafiğinin merkezinde yer alırlar. Bu da meslekte basarı
için adeta bir iletisim sihirbazı olmalarını zorunlu kılar. Iletisim ustalığına
giden yolda ilk durağımız ise yazılı iletisimin görgü kuralları.
Sözlü iletisim ya da beden diline dayanan sözsüz iletisimde basarıda eğitimin
katkısı büyük olmasına karsın kisinin kendi yetenekleri ve kisilik özellikleri
de ön plandadır. Oysa yazılı iletisim belli kuralların bilinmesini ve bunların
uygulanmasını gerektirir. Yazılı iletisimde "Adabımuaseret" olarak adlan
dırabileceğimiz yazılı iletisimin görgü kuralları sekreterlik mesleğinin
"olmazsa olmaz" gerekliliklerindendir. Iletisim ustalığına giden yolda ilk
durağımız yazılı iletisimin görgü kuralları.
Kutsal Alanlar

Sonu –im ile bitenler: Yazı yazarken temel kural; 'alıcının isim, ünvan ve
adresini doğru yazmaktır. Unutmayın ki , sonu "-im" ile biten her sey insanlar
için kutsaldır… Isim, evim, esim, çocuğum, ismim… Yaklasık ya da tahmini
bir seyler ASLA yazılmamalıdır. Bu konuda hata yapmamak için ayrılacak
zaman, bosa geçmemis bir zamandır.
(Kartvizite bakmak, rehbere bakmak, emin olan birilerini aramak…)
Saygılarımla mı saygılarımızla mı? Günlük, sıradan konular için "Sayın Yetkili,
/Saygılarımızla," kalıbıyla ve üçüncü sahıs kullanılarak yazılan yazılar
doğrudur fakat daha spesifik bir seylere giriliyorsa, mesela bir sikayet veya
cevap söz konu ise o zaman "Sayın H….., / Saygılarımla," kalıbı daha doğru
olacaktır. Bu tür yazılar daima birinci sahıs kullanılarak yazılmalıdır. "Son
kampanyamızla ilgili değerli görüslerinizi okudum…"
Selamlar ne zaman kullanılır? Is tanısıklıkları arttıkça da "saygılarımla,"dan
önce "selamlar," gibi daha yakın bir hitap kullanmak uygun olacaktır. Buna
karsın yabancı ülkelerden kisilerle yazısma yaparken, ne kadar samimi
olunursa olsun mutlaka "Saygılarımla," bitirme sözü kullanılmalıdır. Bunu
kullanmazsak , o kisiye veya kurulusuna karsı bir olumsuz düsünce, bir
soğukluk duyduğumuz anlamına gelir.
Is arkadasları arasında, özellikle samimi olanlar birbirlerine yazı yazarken
genellikle "Sevgili D, / Selamlar H," kalıbını kullanırlar. Bu tür yazısmalarda
hitabın ve selamın el yazısı ile yazılması da bir yakınlık isaretidir.
Anlamak mı , dinlemek mi?
Bir insanla ya da bir is arkadasınızla nasıl iletisim kurarsınız? Sözlü iletisim
deyince hepimizin aklına ilk önce "anlatmak, söylemek istediklerimizi ifade
edebilmek" gelir. Oysa iletisim karsılıklı olarak bir mesajın aktarılması ve
karsıdan gelen mesajın alınmasıdır. Ve çoğumuzun yaptığı en büyük hata
iletisimin en önemli öğesini atlamak; yani karsımızdakini dinlememektir...
Iletisimin öğelerini incelerken, alıcıdan sonraki gelismeyi de göz ardı
etmemeliyiz. Bu "geri bildirim" (feed-back) dir. Her mesaj alısverisinde
kaynak, mesajı ilettikten sonra geri bildirimi takip etmek durumundadır.
Aksi takdirde mesajın yerine ulasıp ulasmadığını bilemez. Bu hataya en çok
is hayatında rastlarız. Daha doğrusu bu hata is hayatında büyük problemlere
yol açtığı için gerçekten "hata" olarak değerlendirilir.
Iletisimi olusturan vazgeçilmezler
Kaynak iletmek istediği bir bilgi, bir söz, bir mesajı olan kisi veya kisiler.
Diğer bir ifadeyle mesajın çıktığı yer.
Bilgi Anlatılmak, iletilmek istenen sey.
Kanal Kaynaktan çıkan bir bilgi, mutlaka alıcının anlayacağı bir araçla
iletilmek zorundadır. (Yazılı, sözlü veya beden dili kullanılarak yapılabilir.
Asıl kanal kısaca bes duyu organımız diyebiliriz.)
Alıcı Mesajın ulastığı noktadır.
Santral operatörü arkadasa bir not iletmemiz gerek; "Yöneticim, X Bey ile
görüsmek istemiyor, ben bir saat yerimde olmayacağım, X Bey ararsa sen
ilgilenir misin?"
Burada kaynak biziz. Çünkü iletmek istediğimiz bir mesaj, bir bilgi var.
Alıcı ise santral operatörü.
Kullandığımız kanal sözlü iletisim. Hatta alıcıya mesajı anlatırken destekleyici
beden dili hareketlerini de kullandık. Tamam. Isimiz bitti mi? Hayır, kesinlikle
hayır. Yani sadece mesajı ilettik, bu is tamam demek yanlıs. Alıcının (santral
operatörünün) söylediklerimizi anlayıp anlamadığını öğrenmemiz lazım. Tabi
bunun için "anladın mı, hadi tekrar et bakalım" gibi bir soru soramayız. Eğer
alıcı kisiyi dikkatle incelersek, bizi gerçekten dinleyip dinlemediğini ya da
anlayıp anlamadığını beden dili hareketlerinden öğrenebiliriz. Elindeki tüm
isleri bırakıp, telefondakileri bir-iki saniye için bekletiyor bize kulakveriyorsa,
mesajımız alıcıya ulasıyor demektir.
Dinleyenin ruh halini göz ardı etmeyin…
Her seyden önce mesajı verirken alıcının bulunduğu ortamı, hatta ruh halini
düsünmemiz gerekli. Yani en uygun zamanda mesaj iletilmeli; santralde bir
kaç hat birden çalıyor ve görevli kisi aynı anda hepsine birden cevap vermek
durumunda, bir-ikisini bekletirken bir yandan da telefonda kendisine bir
seyler yazdırılıyor not alıyor, bu arada basında bir ziyaretçi ona randevusuyla
ilgili bilgi verip bir seyler istiyor....
Böyle bir durumda, en uygun baska bir kanalla yani baska bir yöntemle bilgi
aktarılmasıdır. Ya o kisinin basının rahatlayacağı dakika beklenip anlatılmalı
ya da sonradan okuyacağı bir not –görebileceği bir yere- bırakılmalıdır.

Iletisimde etkinliği engelleyen hatalar
Isyerinde zihninizi mesgul eden kosullardan, günlük hayattaki alıskanlıklar
ınıza kadar çesitli etkenler, etkin bir iletisim kullanmanızı engelleyebilir.
Bu konuda sorun yasamamak için, kendinizi iletisime hazır olma konusunda
eğitmenin yanı sıra karsınızdaki kisinin anlatmak istediğini açıkça ortaya
koymasını sağlayacak bazı yöntemleri gelistirmeniz gerekir.
Dinliyor görünmeyin, dinleyin!
Karsısındakini dinler görünüp, dinlememek en kolay düsülen tuzaklardan
biridir. Geçistirme alıskanlığının sizi etkisi altına almasına izin vermemek
için kendinizi eğitin. Daima dinlemeye hazır olun ve zihninizi buna uygun
tutun. Bir görüsmeye gergin ve saldırgan duygularla baslamak konsantras
yonunuzu bozacağını unutmayın. Birisini dinlerken zihniniz berrak olsun.
Mutlaka anlayın!
Karsınızdakini dinleseniz bile söylediklerini anlamayabilirsiniz.
Anlamadığınızda, 'anlıyor gibi' yapmayın. Anlamadığınız bir ayrıntı varsa,
görüsmeyi kesip derhal açıklama isteyin. Bunu yapmadığınızda, karsı taraf
anladığınızı düsünerek devam edecektir. Her söyleneni anlıyor görünmenin
size puan kazandıracağını düsünebilirsiniz ancak bu arada kilit önemdeki bir
bilgiyi atlıyor olabileceğinizi unutmayın.
Önemseyin!
Konusulan sey sizin için önemsiz olabilir ancak karısınızdaki için belki de
hayati bir önemi vardır. Karsınızdaki kisiye zaman ayırıyorsunuz,
söylediklerini anlamak için de çaba harcayın.
Unutmamayı sağlayın!
Unutkanlık ayıp değildir. Yorgun olmamız bile unutkanlığa yol açabilir. Ancak
bu konuda önlem almamak, pek de affedilir değildir. Böyle durumlarda
hafızamıza güvenmeyip mutlaka not alın!
Mesajla bulmaca çözmeyin!
"Leb demeden leblebiyi anlamak" her zaman doğru bir yaklasım değildir.
Böyle yaptığınızda, mesajdaki boslukları yanlıs dolduruyor olabilirsiniz.
Türkçe’mizdeki harika kelime "SEY", özellikle kelime bilgisi az olan kisilerin
katkısıyla piyasada genis bir yere sahiptir. Bol "sey"li cümleler ile karsılas
tığınızda, boslukları kendi mantığımıza göre doldurmayıp karsı tarafın ne
anlatmak istediğini tam olarak anlayana kadar sabırla dinleyin.
Mesajı zamanında iletin
Hız ve bilginin zamanında iletilmesinin tasıdığı önem giderek artıyor. Sizin de
bu duruma uymanız gerekiyor. Zamanında iletilmeyen bilginin hiçbir değeri
olmadığını aklınızdan çıkarmayın.
Iletisimi Koparan Sekiz Günah
Is yerinde gün içinde defalarca karsı karsıya geldiğiniz ve konustuğunuz
kisileri dinlemediğinizi fark edebilirsiniz. Baskalarının sizi dinlemiyor
olduğunu anlamanız da aynı derecede olası. Bazen karsınızda, bos bakıslar ve
esnemeye kadar varan tepkilere yol açan bu olumsuz duruma yol açan sekiz
günahkarlık bulunuyor. Bunları bilmeniz, sorunu asmanız için bir basamak
olusturabilir.
1. Kül yutmayan dinleyici: Karsınızdaki kisinin konusmasını sürekli
bölüyor ve her söylenene itiraz ediyorsanız, istenmeyen öğütler veren bir
kisi haline düsebilirsiniz. Karsınızdakinin kendisini hatalı, aptal ve bilgisiz
hissetmesine yol açacak böyle bir durum, iletisimi koparır.
2. Karsılastırma uzmanı: Bir duygu veya düsüncenizi çevrenizdekilerle
paylasırken kullanacağınız örnekleme, dinleyici konumundayken olumsuz
sonuç verebilir. Karsınızdaki kisi konusurken, "Ya biliyorum, bizimki de..."
diye baslayacak ifadeleriniz hem konusma akısına zarar verebilir hem de
iletisimin ortadan kalkmasına yol açabilir.
3. Üstün konusmacı: Konusmakta olduğunuz kisi bir sey anlatırken,
konuyu daha iyi anlatacağını düsündüğünüz ifadeler bulmak her zaman
olumlu bir yaklasım değildir. Bu tavır, karsınızdaki kisiden üstün olduğunuzu
göstermeyi hedef aldığında, bu gözden kaçmaz ve iletisim zarar görür.
4. Dertlerin insanı: Yasadığınız sorunlar nedeni ile anlayıs gerektiren bir
konumda olsanız da, bunları konusmayı bir alıskanlık olarak ofis ortamına
tasımaktan kaçının. Ofis arkadaslarınız size kulak verseler bile, sorunlarınızın
çözülmesine bir uzman kadar yardımcı olamayacaklarını unutmayın.
5. Yargıç dinleyici: Ofiste bir arkadasınızın gergin olduğu gözleminizi dile
getirmeniz yararlıdır. Ancak kendinizi onun yasam tarzı ve kisiliği ile ilgili
yargılara varan bir konuma getirmeniz son derece olumsuzdur. Bu tarzın
genellikle kendinizi daha iyi durumda olduğunuza ikna etmekten baska
amacı olduğunu unutmayarak sadece gözlemci olmaya çalısın.
6. Söz kesen dinleyici: Konusma sırasında birisinin sözünü kesmeniz,
söyleyeceğinizin onunkinden daha değerli olduğunu düsündüğünüz
izlenimini yaratacaktır. Bunun aksi ise ona verdiğiniz değeri gösterecektir.
Altın kural, karsınızdaki kisinin konusması bittikten sonra konusmaya
baslamadan önce nefes alacak kadar bir ara vermektir.
7. Sikayetçi dinleyici: Sürekli sikayette bulunan bir kisi, iletisim
çabalarının basarısız olmasını sağlamada bulunmaz bir etkendir. Olumlu
yaklasımların insanları çevrenize çekeceğini unutmayarak, olumlu
yaklasımları arkadaslarınızla paylasırken sikayetlerinizi müsteri hizmetle
rine iletin.
8. Dedikodu iletisimi: Dedikodu, özellikle is yerlerinde en kötü ve
hastalıklı iletisim yöntemlerinden biridir. Kendiniz dedikodu yapmazken,
dedikodu ortamlarını engellemeye de çalısın. Yanınıza yaklasan bir
dedikoducunun bunları dinlemek istemediğinizi anlamasını sağlamanız
oldukça olumlu bir tavır olacaktır.

25 Şubat 2009 Çarşamba

HIZLI OKUMA YONTEMLERI

Hızlı Okuma Yöntemleri

OKUMA HIZINI ENGELLEYEN, ANLAMAYI AZALTAN NEDENLERİ

(YANLIŞ OKUMA ALAŞIKANLIKLARI) ORTADAN KALDIRIN

Sesli Okuma: İlkokul çağlarında daha iyi anlamamıza yardımcı olacağını zannederek
geliştirdiğimiz ve okuma hızını önemli derecede yavaşlatan bir unsurdur. Ortalama
konuşma hızı 200 kelime kadardır. Sesli okuduğumuz zaman kendimizi bu limite
sınırlandırmış olur ve bu hızın üstüne çıkamayız. Oysa okuduğumuzu anlamak için
kelimeleri dil ve kulak yollarından geçirerek beyine göndermemize gerek yoktur.
Göz çektiği fotoğrafları dilimizden yüzlerce defa süratli olarak beyine gönder
mekte ve beyin almaktadır. Sesli okuduğumuz zaman 200 kelime 1 dakikayla sınır
landığı için okuma hızımız çok daha hızlı olan beyin kapasitemize yetişememekte,
arta kalan beyin kapasetimiz, boşluğu başka düşüncelerle doldurmaya çalıştığından
konsantrasyonumuz ve okuma etkinliğimiz azalmaktadır.

İçinden sesli okumakda bir okuma türüdür. Her ne kadar bunda dudaklarımız

kelimeleri tek tek telaffuz etmiyor ise de ,ses tellerimiz kımıldıyor ve okuma

hızımız 500 kelime 1 dakikayla sınırlıyoruz. Bunu önlemek için uzmanlar

okurken çiklet çiğnemeyi öneriyorlar.(Gözle görme alışkanlığı edinene kadar)

Okurken çiklet çiğneme temponuz hiç değişmezse bu yanlış alışkanlığı

yenebilir ve gözle okumaya başlayabilirsiniz.

Her kelimeyi okumak da okumayı yavaşlatan nedenlerden biridir. Başka dillerde

de, Türkçe´de de cümle yapılarında anlam bir kaç kelimede toplanmıştır. Diğer

kelimeler onları düzenli bir cümle halinde birleştirmek için kullanılmıştır. Ve, gibi,

ile için v.s. gibi sıksık tekrarlanan ve okuduğumuzu anlamamamıza büyük katkısı

olmayan bu kelimeleri her seferinde okumak, bize büyük zaman kaybettirir.

Başlangıçta hangi kelimelerin gereksiz olduğunu doğru tespit ederek, okumadan

atlamakta büyük güçlük çekecek, ama zamanla bu konuda da yetenek ğeliştirerek

300 kelimelik bir yazının 100 kelimesini okuyarak anlayabilirsiniz.

Hızlı okursak anlayamayacağımızı zannetmek,okumamızı en fazla yavaşlatan en

önemli psikolojik etken ve yaygın olan yanlış bir kanıdır. Kağnı arabaları satte

3-5 kilometreden hızlı gidemezdi. Otomobil bu hızı 100- 200 kilometreye

çıkardı. Eskiden insanlar bu hızlara ulaşılabileceğini düşünmezlerdi. Biz de bu gün,

yarın kabulleneceğimiz gelişmelere inanmıyor ve direnç gösteriyoruz. Dakikada

6000 kelime okuyarak 13 yaşında üniversiteye giren Mariel Aragon, dakikada

2500 kelime okuyarak A.B.D.´yi yöneten John Kennedy, hızlı okuyarak da

daha iyi anlanabileceğinin kanıtlarıdır.

Öyleyse bu şartlanmayı bir kenara bırakarak okuma hızınızı arttırın. Anlama

hızınız başlangıçta düşecek, ama hızınız arttıkça eski derecenizi yakalayıp

geçecek, daha iyi anlayacaksınız.

Geri dönmek; bize en fazla zaman kaybettiren alışkanlık. Konsantrasyon

eksikliğinden olur. Geri dönme imkanımız olduğu sürece de konsantrasyonumuz

azalır. Öncelikle kendinize geri dönmeyi yasaklamalısınız. Geri dönme

şansınızın olmaması konsantrasyonunuzu arttırır. Başlangıçta bazı

paragrafları anlayamadığınızı hissedeceksiniz. Endişelenmeyin ve geri dönmeyin.

Kendinize "Bugüne kadar geri dönerek okuduğum her paragrafı anladım mı? Şimdi

hatırlıyor muyum?" diye sorun . Umarız cevabınız endişelerinizi yatıştırır.

Göz eğitimsizliği; gözün satırlar üzerinde düzenli hareket edememesidir.

Okuma eğitimini yeterince alamayan bir göz, satırlar üzerinde gezinir, durur.

Sıçramalar ve duraklamalar düzenli olmaz. Kişi sık sık geri dönüşler yapar.

Bu nedenle de satırdaki düşünceleri birbirlerine bağlayarak bütünleştirip anlamlan

dırmada zorlanır. Bunun için gözü, sürat ve çabukluk kazandırıcı bazı yardım

cılarla eğitmek gerekir. Örneğin bir vasıtada giderken ilanları okuyarak ve

varsa videoda 2-3 kat hızlandırılmış alt yazılı filimleri seyrederek küçük göz

egzersizleri yapabilirsiniz. Başlangıçta yoğun konsantrasyon nedeni ile başınız

ağrıyacak , ama bir süre sonra alışacaksınız. Alt yazılı bir filmi normal hızında

seyrettiğinizde size çok yavaş gelecek ve canınız sıkılacaktır.

Pasif okumak; okuyacağınız yazıya zihninizi yönlendirmeden, anafikri,
yazarın düşünce ve olaylara bakış biçimini, üslubunu anlamadan yapılan
okumadır. Yazıyı ne amaçla okuduğunuzu bilmeden yapılan okumalar,
okuma hızını düşürür. Dikkat yoğunlaşması olmadığı için de anlama olayı
oluşmaz. O nedenle önce okunacak konuyu niçin okuyacağınızı belirlemeniz
gerekir. Sonra bir ön okuma yaparak sorular belirlemek, soruları yanıtlamak
için tekrar dikkatinizi yoğunlaştırarak yeniden okumak, etkili okumayı sağlar.

Bilgi ve kültür düzeyi eksikliği; okuma hızınızı yavaşlatan en önemil nedenlerden

biridir. Yeni edinilmek istenen bilgilerin iyi kavranabilmesi, daha önce o konu

ile ilgili kavramların kazanılmış olmasına bağlıdır. Hiç temel bilgimizin olmadığı bir

konuyu anlamak çok zordur. Temel olmadan inşaat yapılmaz. Yani bilgi ve

kültür eksikliği, okunacak konunun anlaşılmasını zorlaştırdığı için,okuma hızı da

düşer. Bunun için parçada geçen, anlamını bilmediğiniz kelimelerin anlamını

öğrendikten sonra dikkatle okumanız anlamanızı kolaylaştırır.

Okumanın ne anlama geldiğini iyi bilin; Okumak yalnızca sözcük kümeleri görmek

değildir. Okumak yazarla aktif bir söyleşi şeklinde sürdürülen zihinsel bir

süreçtir. Bu anlamda okuyabilmek için görmenin ötesinde zihinsel beceriler

gereklidir. Bu zihinsel beceriler de öğrenme yolu ile gerçekleştirilebilir.

Örneğin bir metne bir bakışta en fazla iki- üç sözcük algılayabilen bir okuyucu

belirli bir eğitim programı sonucunda bir bakışta cümlenin ya da paragrafın

tümünü algılayabilir hale gelir. Yine öğrenme sonucunda, sürekli olarak her okuma

çabasında yazarla aktif bir söyeşi içinde yazarın görüşlerini açığa çıkarmayı

öğrenerek etkin bir okuyucu olabilir.

Okumanın gerçek amacı, anlamı çabuk ve doğru kavramaktır. Bu okumanın

geliştirilmesi için, etkili okumanın temeli olan hız, kavrama ve bellek arasında bağ

kurulmasını gerektirir. Okumada kavrama ile hız arasında yakın bir ilişkinin

varlığı kabul edilmekte, kavramaya ilişkin becerilerin arttırılması hızlı okuma ile

olası görülmektedir.

HIZLI OKUMA

Hızlı okuma için , okuma yanlışlarımızı düzelterek kendimizi hazırladık. Şimdi de

hızlı okuma yöntemlerine geçmeden önce, düşünce olarak atmamız gereken adımlar var.

a- Gözlerimizle aklımızı birlikte çalışmaya alıştırmak

b- Bir metinde her sözcüğü okumak zorunda olmadığımıza inanmak

c- Her metinin ya da kitabın aynı değerde olmadığını kabul etmek. Yani bazılarının

zor, bazılarının kolay olduğunu bilmek

d- Okuyacağınız her metin ve kitapta amaçlarınızın farklı olduğunu kabul etmek

okuma hızınızı da buna göre ayarlamak gerektiğini bilmek.

HIZLI OKUMA YÖNTEMLERİ

Göz Devinimlerimiz: Daha hızlı okumak, etkili bir okuyucu olabilmek için gözleri

mizle aklımızı birlikte çalıştırmaya alıştırmamız gerekiyor.

Okuma sırasında, gözümüz satırlar üzerinde soldan sağa, sağdan sola, yukarıdan

aşağıya (bazen aşağıdan yukarıya) göz sıçramaları ile ilerler. Okuma olayı,

işte bu sıçramadaki duraklamalar (saplama) sırasında, yakalayabileceğimiz sözcük

kümesini algılayarak , gerçekleştirilir. Bu yüzden hızlı ve usta bir okuyucu

olabilmek için, göz sıçramalarını hızlandırmak, duraklama süresini kısaltmak,

duraklama süresince çok sayıda sözcük görebilmek (4-5sözcük) yani görme

yelpazemizi genişletmemiz gerekiyor. Bu üç özelliği kontrol etmek beynin işidir.

Zihnimizin kotrolü dışında gerçekleşen sıçrama ve duraklamalardan görüş

alanına girenleri algılamak olanaksızdır. Öyleyse aklımız sürekli emir veren, kontrol

eden ve gönderilenleri algılayacak biçimde hazırlıkta ve işlerlikte olmalıdır.

Sapmalar: Daha çok sayıda sözcük kümesini algılamak için; sözcük kelimelerinde

gözün önce belli bir noktaya sapması, sonra bu saptığı noktanın sağından ve s

olundan mümkün olduğunca çok sayıda sözcüğü algılaması gerekir.

Lezzetli ve Temiz yemekler yapan bir aşcıdır.

1. Sapma noktası 2. Sapma noktası

Kolon Okuma: Günümüzde metinler gittikçe daha dar kolonlar halinde

basılmaktadır. Gazetelerde dergilerde ve büyük magazinlerde bu kolonlara daha

sık rastlanmaktadır. Bu kolonlar, ortalama 5-7 cm den oluşan sıfatlardan

meydana gelmektedir. Dar kolanlar büyük bir gidiş- gelişi zorunlu kılan

geniş satırlardan daha kolay gözden geçirilmektedir. Diğer yandan yukarıdan

aşağıya doğru okuma dikkati daha çok uyarmaktadır. Dar kolonlar genellikle

her satırda bir ya da iki sapmayı gerektirdiğinden, ritim konusunda büyük yarar

sağlamaktadır.

Göz Gezdirme: Görme yelpazemiz genişledikçe, metnin bütününü dikkatli bir

şekilde görme, düşünceleri yakalama hızına da ulaşırsınız.

Etkili okuyucu, metnin özelliklerine göre hızını ayarlayabildiği gibi, her

metinle ilgili ihtiyaç ve amaçlarının farkı olacağını kabul eder. Amacını

belirledikten sonra metnin bütününe yönelik yaptığı "Göz Gezdirme" Tekniği

ile dikkatli bir okuma yapabilir.

Göz gezdirme ile çok yüksek hızlar elde edersiniz. Neye ve nasıl göz

gezdireceğimizi iyi belirlersek bu, hız kavrayışımızı düşürmez.

Göz gezdirme, bir metni okumaya başlamadan önce yapılan "Göz atma" dan

farklıdır. Göz gezdirme de amacımız belirli olduğu için daha dikkatli bir inceleme

yaparız. Okunan metin çok kolay ve okuyucunun bildiği konuyu içeriyorsa göz

gezdirme de yeterli bilgi edinilebilir.

Etkili bir göz gezdirme davranışında; metin başlığı alt bakşlıkları, giriş

ve ilk paragrafı, sonraki paragrafların ilk ve son cümleleri numaraları, büyük

harfle ya da italik yazılmış yerleri son paragraf ve varsa özeti okumalıdır.

Esnek Okuma: Okuma yöntemimizi ve hızımızı belirleme okuma amacımız ve

metnin özellikleri önemli rol oynamaktadır. Etkili okumada okuyucu, her durumda

uygun okuma tutumunu alabilmelidir. Uygun okuma tutumunu alabilmek, esnek

okumayı gerektirir.

Eğer günlük yaşamda karşımızı çıkan yeni bilgilerden gereğince ve uygun

bir şekilde yararlanmasını bilmezsek, bir çok şeyi kaçırır, önemli bilğileri

edinemeyiz . Ayrıca daha az zaman ayırarak yapacağımız okumayı, hem daha

fazla zaman harcayarak yapar, hem de okuduğumuz metinden yeterince doyum

alamayız. Oysa okuma hızını ve yöntemini, okuma amacına ve metnin özelliklerine

göre ayarlayabilen, yani "Esnek Okuma" yapabilen bir okuyucu en kısa zamanda,

en çok bilgiyi alabilir.

Her gün karşılaştığımız yeni okuma durumlarını incelediğimizde, esnek okumayı

daha iyi anlayabiliriz. Okunacak şeyler değişik türde olduğundan , bunları

okuma amacımız da değişir. Farklı teknikler kullanırız. Örneğin güne

gazete okuyarak başladığınızı düşünelim. Ancak zamanınız sınırlı, derse

yetişmek durumundasınız. O zaman sadece başlıklara bakar ilginizi çeken

haberlere de şöyle göz atarsınız. Okula gittinizde, derse girmeden önce

eğer konu anlatacak iseniz, bildiğiniz şeyleri eleyebilmek için göz gezdirirsiniz.

Bildiklerinizi atlar yeni bilgileri okursunuz. Öğleden sonra arkadaşınız size bir

dergiyi verdi diyelim. İlginç bir makale var mı diye dergiyi tararsınız.

İlginizi çeken bir makale bulduğunuzda, yeni bir bilgiye rastlamak için göz

atarsınız. Akşam iyi bir film ya da program bulabilmek için gazetelerden

programları tararsınız. Yarınki dersinizi hazırlama durumunda ise, metindeki

herşeyi okumanız gerekmediği düşüncesinden hareketle kitabınızın o bölümüne

göz atar, elde etmek istediğiniz bilgilere göre önemli başlık ve alt başlıkları

belirlerseniz. Konusunu ana fikir ve ayrıntılarını araştırır, önemli kısımlar

üzerinde daha fazla zaman harcayarak, ayrıntılar üzerinde daha hızlı geçerek

ya da atlayarak okumanızı sürdürürsünüz. Gördüğünüz gibi, okuduğunuz bu çeşitli

türden malzemelerin her birine göre okuma amacınız da farklı olacaktır. Yine

malzemenin türüne göre yöntem ve hızınızıda değiştirmeniz gerekecektir. Eğer

bunu uygun bir şekilde yapmayı başarırsanız esnek bir okuyucusunuz demektir.

Esnek okuyucu, nasıl okuyacağına karar verirken, metinin türünü de dikkate

alarak zaman zaman teknik değiştirebilir. Metin , açık bir dille yazılmış ve

izlenmesi kolay bir anlatımı olduğunda, hızlı bir okuma yapılabilir. Ancak metin

açık bir dille yazılmamış, anlatımı kolayca özumlemeye elverişli olmadığında

daha yavaş ve dikkatli bir okuma yapılabilir. Eğer bu şekilde esnek

davranamazsak, amacımıza ulaşamadığımız gibi zamanımızı da boşa harcamış oluruz.

Esnek okuyucu, okuma yöntemini kararlaştırırken zamanını dikkate alır.

Örneğin bir metni ne kadar dikkatli okuması gerekirse gereksin, eğer yeterli

zamanı yoksa, ya bir kısmı okur, bir kısmına göz atar ya da baştan sona

dikkatle göz gezdirir. Ayrıca, eğer o anda fiziksel bir rahatsızlığı varsa, genel

düşünceyi anlamak için sadece göz atar. Özetle esnek okuyucu, durumuna göre

hızlarını bilen ve uygulayan kişidir.

Kavrama ve Sezme: Görme, her sözcüğü anlamanız için yeterli değildir. Görme

yeteneği, anlama, görme ve zihin yeteneklerinin bir sentezi sonucunda ortaya

çıkmaktadır. Bunun sonucu, yazılı bir sözcüğü görür görmez tahmin ediliyor,

taman olmadan profilini ve diğer özelliklerini tamamlıyor, böylece görüşünüzü

kontrol etmiş oluyorsunuz.

Okuma sürecinde, sözcükleri sadece görmek yeterli değildir. Aynı zamanda

bir sözcüğü diğerinden ayırmak gerekir. Yazmada ise , dil bilgisi ve sözcükleri

birleştirmede kullanılan bağlama kuralları etkili olmaktadır. Sonuç olarak

okumak, soyut ve göze dayalı anlamlar üretmektir. Bu üretimi sözcüklerin

doğru seçimi, sözcüklerin anlamları, tipleri, türleri ve yaptıkları belirlemektedir.

İyi bir okuyucu olmak, sizin etkili okumanızı sağlayacak çeşitli teknikler

uygulamanız gerekmektedir. Şimdi yapacağınız alıştırmalarda, okurken eksik

bırakılan sözcüğü izleyen sözcüklerden tahmin etmeye çalışın. Böylelikle anlama

ve sezme yeteneğinizi geliştirebelersiniz.

UYGULAMA: Aşağıdaki kısa metinde boş bırakılan yerlerde konuşulması
gereken sözcükleri düşünerek, kavrayarak bulup yazınız. Bu tür çalışmaları
sık sık yaparsanız kavrama ve sezme gücünüz artar.

Oğlumuz

Karlı b.... şubat g..... doğmuştu. Babanın k.... verirken b.... tuhaftım. İsim

a....., kamus b...... ne kadar b ..... gelmişti . O...... ışıl ı..... , kainat

g..... manalı b..... kelime b..... istiyorum. S...... Ömer d....... Bu da o.....

yakışmıştı. O...... tarihe girme b...... Ömer´in ikbaline layık, g......

İlk g...., i..... diş, i..... kelime, annesine doğru genç, g...... ve mes´ut

a..... doğru i..... adım.

Seçici Okuma: Bundan önceki bölümlerde etkili ve hızlı okumayı geliştirmek,

okuma verimini arttırmak için bir takım stratejiler geliştirdik. Bu aşamadan

sonra hedefimiz, okumaya, ayırdığımız zamanı daha verimli kullanabilmek, kısa

zamanda daha çok bilği edinebilmek. Bu hedefe ulaşabilmek, hızlı ve seçici

olmayı gerektiriyor. Aslında her okuma da seçici olunmalı. Ancak hızlı okurken

buna daha çok ihtiyacımız var.

Okumada önemli olan, yazarın iletmek istediği mesajı, okuyucunun yazılı

sözcükler arasından bulup çıkarmasıdır. Daha önceki bölümlerde, yazarın

düşüncesini kavramada etkili olan bir takım etkili okuma tekniklerinden

bahsetmiştik. Bu tekniklerde hız , çabukluk, esneklik derecelerine nasıl

ulaşacağımız, okumamızı nasıl düzelteceğimiz konularında yoğunlaştık. Ancak

bu tür okumalarımızda gözümüz temel olan noktayı, bir çok ayrıntılarla

birlikte kavrama durumunda kalabiliyordu. " Seçici okuma" adı altında şimdi

açıklayacağımız teknikte ise, tüm ayrıntıya girmeden, daha az sözcük

okuyarak, yazarın düşünce bütünlüğünü yoklamamız hedeflenir.

Burada önemli olan her hangi bir metni mikroskopla incelemek değil, genel

hatlarıyla bilmektir. Bu teknik, pratik okumamıza büyük yarar

sağlamakta, bize zamandan kazandırmaktadır. Örneğin, 15 dakikada günlük

gazeteyi okuyabilmek, üç saatte 500 sayfalık bir yapıtta bulunan bilgileri yakalamak

gibi

Buraya kadar yapılan açıklamaları özetlemek gerekirse:

  • 1. Gözümüzle ve beyninizle okuyun.(Dudaklarınız ve ses telleriniz
  • kımıldamasın)
  • 2. Gözünüzle kelime gurupları görmeye çalışın ( birden fazla kelime)
  • 3. Okurken yazıya konsantre olmaya çalışın. (geri dönüş yapmayı kendinize
  • yasaklayın)
  • 4. Her kelimeyi okumak yerine, asıl anlamı veren kelimeler üzerinde
  • durarak gereksiz kelimeler üzerinde durarak gereksiz kelimeleri atmaya çalışın.
  • 5. Kendinizi hızlı okumaya zorlayın.
  • 6. Kendinize okurken belli bir süre vererek, okuduğuğunuzu o süre içinde
  • bitirmeye çalışın.
  • 7. Fırsat buldukça değişik tipte yazılar okuyun.
  • (Kendinize mutlaka okumak için zaman ayırın)
  • 8. Gereksiz Ayrıntılar yerine ana fikir için okuyun.
  • Anafikri bulmak için;
  • a) Birinci paragrafta yazırın tarzını çıkarmaya çalışın
  • b) Anafikri nereye yazmış olabileceğini düşünün Her paragrafta bunu
  • bulmaya çalışın.
  • c) Anafikrin her paragrafta bulunabileceğine dikkat edin.

Başlangıçta bunları uygulamanız ve hatta başarmanız size çok güç gelebilir.

Ama unutmayın ki bunları başarıp bilginin özüne çok daha pratik, çok daha kısa

sürede ulaşabilen insanlar çok fazla. Neden bizde onlardan biri olmayalım?

Yapılması gereken tek şey ümidimizi yitirmemek.

İnatla uygulama yapın.

Sonucun adım adım geldiğini göreceksiniz...

Turkish Airlines (THY) ucagi kaza gecirdi..



Istanbul-Amsterdam seferini yapan THY ucagi Amsterdam havaalanina yaklastigi sirada bir motorunun koparak dustugu, ucagin ise piste kadar erisemeden araziye inise mecbur kaldigi, gerceklesen sert inis sirasinda ucagin 3 parcaya ayrildigi (kokpit, govde ve kuyruk) ucakta bulunan 127 yolcu ve 7 murettebattan su an kesinlesmeyen haberlere gore 9 olu ve 20 si agir olmak uzere 50 civarinda yarali oldugu bildiriliyor.

24 Şubat 2009 Salı

GMAIL DOWN

Bugun tum dunyada bircok Gmail kullanicisi hesaplarina erisemedi. Google teknisyenleri olay uzerinde calismaya devam ediyor. Bu sabah GMT saatiyle 10.30 civarinda gerceklesen ariza nedeniyle bazi kullanicilar online Gmail hesaplarina erisemediler. Konu hakkinda ileri tarihlerde aciklama yapilacagi bildirildi.

True Beauty Winner: Julia Anderson

23 Subat 2009 (dun) yapilan yarismada True Beauty guzeli secilen Julia Anderson 23 yasinda, buyuk odul olan 100.000 USD kazandi. Julia 13 temmuz 1985 Dallas/Texas dogumlu ve halen Ft. Worth Texas'ta yasiyor. Gectigimiz yil Miss Texas unvan ve tacini kazanmis ancak bir tutuklanma ve genel zehirlenme problemi yasamisti. Kendisi dansci ve bir sihirbazin asistani olarak gorev yapmaktaydi.

JONAS BROTHERS FAN Amerika'da izlenme rekorlari kiriyor...

Google trends'de 1 numaraya yukselen arama : Jonas Brothers fan

http://jonasbrothersfan.com/

GOOGLE LATITUDE ILE ARKADASLARINIZIN NEREDE OLDUKLARINI GORUN

Google Latitude ile arkadaşlarınızın nerede olduklarını öğrenecek ve onlarla SMS, Gmail, Google Talk ile bağlantıda olabileceksiniz.

Ne kadar sıklıkla arkadaşlarınızın nerede olduğunu ve neler yaptığını merak ediyorsunuz? Google Latitude kullanarak, günümüz sosyal ortamında merak ettiğiniz bu duruma cevap bulabileceksiniz.

Google Maps’in yeni özelliği olan Google Latitude’u cep telefonunuz ile ya da iGoogle ile bilgisayarınızda kullanabiliyorsunuz. Eğer arkadaşlarınız da nerede olduklarını bilmenizi istiyorlarsa, kullandıkları aletleri lokasyon paylaşımına açık hale getiriyorlar ve siz onların nerede olduklarını öğrenebiliyorsunuz.

Latitude ile, arkadaşlarınızın sadece nerede olduklarını öğrenmekle kalmayıp, ayrıca SMS, Google Talk veya Gmail ile bağlantıda olabiliyorsunuz. Bu uygulama, sevdiklerinize sizi daha da yakınlaştıran bir uygulama olarak kullanıma sunuldu.

Bu uygulamanın iyi veya kötü olarak değerlendirilebilecek bir yanı da, isteğinize göre farklı kişilerin sizin farklı yerlerde olduğunuzu görmelerini sağlayabilmeniz. Mesela, kendi belirlediğiniz lokasyona göre, bazı arkadaşlarınız sizin Paris’te olduğunuzu düşünürken, bazıları ise New York’ta olduğunuzu görecek. Ayrıca kimlerin bunu görüntüleyip görüntüleyemeyeceklerini bile siz ayarlıyorsunuz. Yani Google Latitude’un kontrolü tamamen kendi elinizde.

Google Latitude’u telefonunuzda Blackberry, S60, Windows Mobile, ve gelecekte iPhone ile kullanabileceksiniz. Eğer akıllı telefonunuz yoksa, aynı uygulamayı bilgisayarınıza da yükleyebiliyorsunuz. Bunun için http://www.google.com/latitude adresine girip bu uygulamayı bilgisayarınıza indirmeniz yeterli.

Şuanda sadece 27 ülkeyi kapsayan Google Latitude’un, yakın zamanda daha yaygın hale gelmesi bekleniyor.



Moskova'da Birisi Istanbul'da Birisi

Yazılımı mobil cihazlarına yükleyen kullanıcılar, izin verdikleri arkadaşlarına o an dünyanın neresinde olduklarını Google Maps altyapısını kullanarak bildirebiliyor, dilerlerse arkadaşlarına bu bilgiyi SMS, Hızlı Mesajlaşma (IM - Instant Messaging) veya telefon görüşmesiyle bildirebiliyorlar. Kullanıcılar tüm gizlilik ayarlarını kendileri belirleyebiliyor, bu şekilde kullanıcıların konumlarını çevrimiçi olarak paylaştıkları servisin izin verilmeyen kullanıcılar tarafından görüntülenmesini engelleyebiliyorlar.

Google Talk ile entegre çalışan yazılım altyapısı, cep telefonları gibi mobil cihazlarla birlikte masaüstü bilgisayarlardan da kullanılabiliyor. GPS, A-GPS ve hücresel konum belirleme teknolojileri ile hareket halindeyken, kablosuz ağ bağlantılarının konum bilgilerinden yararlanılarak da masaüstü ve dizüstü bilgisayarların konumuna göre kendini güncelliyor.

Tüm bilgisayar işletim sistemleriyle uyumlu olan Google Latitude, Google Maps 3.0 veya daha üst sürüm kullanan Google Android tabanlı cep telefonları, hemen her BlackBerry akıllı telefon, hücresel konum bilgisi desteği olan Windows Mobile 5.0 ve üstü işletim sistemi kullanan cihazlar, Symbian S60 tabanlı cep telefonlarıyla uyumlu çalışıyor. Google servisi ilerleyen günlerde iPhone ve iPod Touch cihazları ile birlikte Sony Ericsson marka telefonlar üzerinde de çalıştırmaya hazırlanıyor.

17 Şubat 2009 Salı

Dijital fotograf makinesi alirken nelere dikkat edelim?

Bas-Çek dijital fotoğraf makinesi nedir?

Bir dijital kamera alırken profesyonel ayarlar (ISO ayarları, Aperture ayarı ve daha pek çok ayar) ile uğraşmak istemiyorsanı z, otomatik olarak bu ayarları sizin yerinize yapabilen bir kamera almanız gerekli. Şu an piyasada satılan tüm kameralar otomatik olarak pozlama, netleme ve ışık ayarını yapıp optimum resim çekme performansını sunuyor. Ancak, her kameranın sunduğu otomatik ayarlama algoritmaları aynı değil. Bu sebeple, bu tipte kameraları alırken dikkat edeceğiniz hususlar ve tavsiye edebileceğimiz kameraları incelemek istedik.

SLR Makine Nedir? DSLR nedir? Bas-çek makine ile DSLR arasındaki farklar nelerdir?

Dijital makinelerin olmadığı vakitlerde SLR makineler farklı bir görev ve farklı bir yapıda olmaları nedeniyle hemen diğer makinelerden ayrılırlardı. Normal makinelerde, makinenin vizörü, lensten ayrı olarak, makinenin üzerindeki ufak bir alandan görmenizi sağlayan ufak bir açıklıktı. Ancak SLR makineler, fotoğraf makinesinin içine lenslerinden giren görüntünün bir kopyasını içindeki ek aynalar ve optik bileşenlerle, fotoğrafçının gözüne iletiyordu. Yani filmin üzerine düşen ışıkla, fotoğrafçının gözüne ulaşan görüntü aynı görüntü oluyordu. Normal makinelerde ise, merceklere gelen görüntü ile vizörden gelen görüntü arasında görüntü açısı ve görüntünün özellikleri (renk, parlaklık vs.) fark oluyordu.

Bu sebeple SLR makineler, profesyonel çekimler için konumlandırılır oldu. Bir profesyonel çekim yapacaksanız SLR makine kullanmalı ve ayarları kendi gözünüzle, filme işlenecek olan görüntüyü birebir görerek yapmalıydınız.

Bugün ise Dijital SLR (DSLR) farklı bir anlama geliyor. Zira zaten makineler, sensörleri üzerine düşen görüntüyü, kameraların arkasındaki ekranlara doğrudan yansıtıyor. Ancak yeni nesil DSLR kameraların yani dijital SLR makinaların normal kameralardan en büyük farkı, kullanılmakta olan sensörler. Işığı elektrik sinyaline dönüştürerek, dijital bilgi haline dönüştüren sensörler, sadece bir tırnak büyüklüğündeki bir alana on milyonlarca ışık sensörü sığdırıyor. Örneğin 8 megapiksellik bir kameranın içinde 8 milyon adet sensör barındıran bir fotoelektrik çip var demektir. Bu ışığa karşı duyarlı çip, üzerine görüntüyü oluşturan ışık düştüğünde, görüntüyü taşıdığı sensörler sayesinde dijital veriye dönüştürür. Ancak sensörler bu kadar ufak bir alanda o kadar çok sıkışık durumdadırlar ki, üzerlerine ışık düştüğünde oluşturdukları elektrik sinyalleri komşu sensörlerdeki elektrik sinyallerini etkiler. Bu nedenle görüntüde renk kaymaları ve bozulmalar oluşur. Bu durum, daha sonra fotoğraf makinesinin içindeki yazılım tarafından düzeltilir.

DSLR makinelerde ise bu istenmeyen durumun engellenmesi için, normal fotoğraf makinelerine göre birkaç kat daha büyük bir fotoelektrik çip kullanılır. Örneğin bir DSLR'da kullanılan 10 megapiksellik sensörle, bir bas-çek kamerada kullanılan 10 megapiksellik sensör arasında dağlar kadar fark bulunur. Hem sensörün alanı (DSLR makine için) daha büyüktür hem de kullanılan teknolojiler daha ileridir. Bu sebeple fotoelektrik çipi oluşturan sensörlerin üzerine düşen odaklanmış ışık daha temiz bir elektrik sinyaline dönüştürülür. Buna bağlı olarak DSLR makineler çok daha iyi sonuçlar verirler. Ayrıca bir DSLR makine (çoğunlukla tasarlanırken) birden fazla mercekle çalışabilir olarak tasarlanır. Oysa bas-çek kameralarda, kameranın kendi kontrol ettiği bir mercek sabit olarak tasarımda yer alır. Değiştirmeniz mümkün değildir.

Eğer bir fotoğraf çekerken onlarca ayar yapabilecek kadar fotoğrafçılık bilginiz varsa, ışık, kompozisyon üzerinde oynamak ve gerçekten çok net sonuçlar almak istiyorsanız DSLR makinelere yönelebilirsiniz. Ancak günümüzde çok net, temiz görüntüler üreten bas-çek makineler de bulunuyor.

Bas-Çek Kamera nedir?

Bas-çek kameralardaki en önemli husus, bu kameralardaki yazılımdır. Bir bas-çek kamera, sensöründen gelen sinyalleri temizlemek, bu sinyalleri belirli algoritmalardan geçirerek netliği ayarlamak zorundadır. Ayrıca, bu tip kameralarda kullanılan optik bileşenlerin (mercek ve mercek kontrol mekanizmaları ) büyük önemi bulunuyor. Mercekte kullanılan cam, bu merceği hareket ettiren mekanizma ve motorun hassasiyeti, sensörün üzerine ışığın tam odaklanmasını sağlamak adına önemlidir.

Ayrıca bu tip kameralar, yüz tanıma teknolojisi ya da resimdeki belirli bir alana odaklanma gibi özellikleri de birlikte sunmaktadır. Bu özelliklerin hepsini iyi harmanlayan bir makine bulmanız için daha önce, bu makinelerle çekilmiş fotoğrafları kontrol etmeniz gerekiyor.

Diğer yandan makinelerin kayıt ortamlarına hangi dosya formatında resimleri kayıt ettikleri de önemli bir kriterdir. Eğer JPEG olarak kayıt yapılıyorsa, resimde çok az da olsa bir kayıp olacağından emin olabilirsiniz.

Bas-çek tipi otomatik çekim yapan kameralarda markanın daha önceki birikimleri ve bir önceki sene markanın almış olduğu ödüller büyük önem taşımaktadır. Zira çoğu üretici bir yıl önceki modelde kullandığı yazılımı geliştirir ya da üzerinde ufak değişiklikler yaparak tekrar uygular.

Pil Ömrü ve Kayıt Ortamı

Eğer bir dijital fotoğraf makinesi ile doğa gezisine çıkıyor ya da iki günlük bir tatile gidiyorsanız, iki gün boyunca çekeceğiniz onlarca fotoğraf için yeterli bir pil ömrü sunmasını beklersiniz. Bir anda biten bir pil, anılarınızı kayda alamamanıza neden olacaktır. Bu sebeple, pil ömrü konusunda alırken dikkatli olmalısınız. Yapabileceğiniz en iyi hareket, benzer özelliklere sahip olduğunuz iki kamerayı karşılaştırırken, pillerinin üzerinde yazan miliampersaat cinsinden değerleri karşılaştırmanız. Bir pilin miliamper cinsinden yaptığınız karşılaştırmadaki daha büyük rakamlı pil, daha fazla enerji sağlayacaktır.

Megapiksel nedir? Kamera alırken megapikseli en yüksek olanı mı almalı?..

Megapiksel kavramı hemkalite hem de fotoğraf makinesinin sınıfını belirlese de 6 ya da 8 megapiksellik bir kamera fazlasıyla 16X10 cm'lik bir fotoğraf baskısı için yeterli. O halde bakmanız gereken kriter, bu kameraların, sensörlerinin ne kadar iyi olduğu ve bu sensörlerden gelen bilgiyi işleyen yazılım algoritmaları nın ne kadar iyi olduğudur. Bu konudaki en basit test; makine ile birkaç çekim yapmak ya da internet'teki test sitelerinde yer alan büyük ebatlı resimlere göz gezdirmektir.

Dijital Zoom – Yakınlaştırmayı nedir?

Dijital yakınlaştırma (dijital zoom) aslında var olan bir resmin piksellerini büyütüp tekrar çizmekten başka bir şey değildir. Kısacası bu özelliğe bakarak asla karar vermeyin. Makine alırken daha çok lens üzerindeki zoom özelliğini ön planda tutun. Ancak şunu da göz ardı etmeyin; İstanbul da boğazın bir yakasından diğerini çekmek için sadece lens ile yaptığınız yakınlaştırma yeterli olmayacaktır. Bu durumda dijital zoom sizin için önemli bir konuma geçmiş ve öncelikleriniz arasına katılmış demektir.

Kameram Video da çeksin istiyorsanız özellikleri ne olmalı?

Bir bas-çek kamera, DivX ya da MPEG4 sıkıştırma algoritmasıyla 640X480 civarında bir çözünürlükte video çekebiliyorsa bu olumlu bir özelliktir. Bu rakamların altını kabul etmemelisiniz. Bu takdirde video, video olmaktan çıkar… Bu sebeple ne kadar sürede ve hangi çözünürlükte hangi formatta kayıt yapabileceğini iyi öğrenmelisiniz. Ve yukarıda verdiğimiz standartların altındaki değerlerdeki bir kamerayı almamalısınız. Bu konudaki son uyarım sık sık video paylaşım sitelerinde videolarını eş dost ile paylaşan dostlara; son altı ayda piyasaya yeni çıkan kameranızın üzerinde bazı video paylaşım sitelerinin standartlarında video modu mevcut. Henüz video çekmeden o modda çalıştırdığınızda elde ettiğiniz görüntüyü direkt siteye yüklemek daha kolay ve pratik bir hal alıyor. İlgilenenler için zamandan tasarruf demektir bu...

ISO Ayarları, Renk Açıklık Ayarları ne anlama geliyor?

Bu konuda teknik bir bilginiz yoksa kameranıza güvenmelisiniz. Ancak açıklık ayarları, deklanşör hızı, ISO değerleri konusunda kontrolü size verebilen bir makine her zaman avantajlı olacaktır. Bu tip ayarları yapmayı öğrendiğinizde, kendi istediğiniz renk tonlarını ya da ışığı daha kolay ayarlayabilirsiniz. Bu tip ayarların olup olmadığını kontrol etmek için makinelerin menüleri arasında biraz turlamanız gerekli. Bu hem kullanım kolaylığını ölçmek hem de ISO, EV, Aperture, White Balance (Beyaz Dengesi) gibi ayarları bulmanızı sağlayacaktır.

Garanti ve Destek Koşullarında hangi özellikleri aramalıyım?

Satın alım yaptığınız yerden, makineden memnun kalmadığınız takdirde ne kadar süre içerisinde iade edebileceğinizi ve garanti süresinin nasıl başlatılacağını muhakkak öğrenin. Kameranın resimleri/videoları aktarmak için ek bir yazılıma ihtiyaç duyup duymadığını, sadece Windows ile resim aktarıp aktaramayacağı nı sorun. Ayrıca bir sorun olduğunda nereden yardım alacağınız konusunda kutu üzerinden ve satıcılardan muhakkak bilgi alın. Bir kamera bozulduğunda bu konuda en kısa sürede ve kaliteli servis almanız önemli bir detaydır. Kameralarınızı alırken muhakkak bu kameralarla yapılmış örnek çekimleri inceleyin. Özellikle gece yapılmış olan çekimlerdeki resim kalitesi, makinenin flaşı ve sensörü hakkında oldukça bilgi verecektir. Çok yakın (makro) çekimlerle de odaklama kabiliyetini görebilirsiniz. Çok parlak güneş ışığında çekilmiş resimler size gerçek kalite konusunda bilgi vermez. Ancak makinenin renkleri ne kadar canlı ve doğru işlediği ile ilgili bilgi verebilir. Ayrıca satıcılardan daha çok, kullanıcıların yorumlarını okuyun ve garanti kapsamını iyice araştırın. Bazen kolay kullanılabilen bir şarj cihazı bile, kameradan aldığınız verimi etkileyebilir. Bu tip ufak detayları ancak o kamerayı kullanmış birilerinin yazdığı yorumlar ve çekilmiş fotoğraflardan ölçümleyebilirsiniz.